|
|
HAZİRAN 2007 AKTİVİTE YAZILARIM:
SOSYETEYE DİKEY GEÇİŞ Çok bunaldım ben Bahçeşehir'de. Bahçeşehir'i seviyorum ben gayet anlaşılmaz bir biçimde. Muhtemelen alışkanlıklarından zor vazgeçen bir insan olmamdan kaynaklanıyor aramızdaki ilişki. Geçen yedi sene zarfında alıştırdı buralar beni bile kendine. Bunalmışım öte yandan o da ayrı. Bunun bir sonucu olarak da kendimi eski muhitime attım, aynı kızkardeşimin yaptığı gibi. O da darlanınca kendini annemlere atar ya hani, bende annemlerde kaldım oğlumu da alıp, dört gün. Sabah gençkızlık odamda uyandım koynumda oğlumla, annemlerin bir şekilde bizim evlerden ferah evinde zorla kahvaltı yaptırıldım aynı çocukluğumdaki gibi. Annem sürekli bana "kızım ye, bak bacakların çarpıldı zayıflıktan" dedi ki alakası yok :) . Ne yersek yiyelim yeterli değildir ya anneler için hani... Azıcık annelikten kaçıp yeniden çocuk olmanın keyfini çıkardım açıkcası. Benim annem böyledir işte, tüm anneler gibi, bunalınca imdadımıza yetişir. Bir gün Çilekli Spor Tesisleri'nin bir gün Park Orman'ın havuzuna attık kendimizi. Akşam ailecek bol esprili yemeklerimizi yedikten sonra bir Akmerkez'e gittik kahveye bir Metro City'ye bir Kanyon'a. Eski günlerime ve şehir hayatına kafadan girdim anlayacağınız bu dört günde ve inanırmısınız hiç yabancılık çekmiyor insan niyeyse. Bizim karı-koca Rhode Island'da yaşadığımız dönemde etrafımızdaki Amerikalı ailelerin içinde -oldukça yakın olmasına rağmen- NY'a bir kez gidip bir daha da gitmemiş olanlar vardı. Biz öte yandan bir haftasonu Boston bir haftasonu NY (tam ortada olmanın getirdiği kebapla alakalı) danalar gibi geziyorduk. Bu mevzu bahis derinden -hemde cidden- Amerikalı aileler arka bahçelerinde kendi garajlarında yapıp yine elleriyle boyadıkları kuş evlerini kontrol etmekle geçirirken haftasonlarını ve şehirde yorulduklarını bizim ne bulduğumuzu anlayamadıklarını söylerken bize, biz Sarhan'la kendimizi bulurduk oralarda aslında. Yaşadığımız yerde huzur ama gittiğimiz yerlerde (şimdi ne alaka diyecekler olabilir ama) İstanbul vardı sanki. Kalabalık, kargaşa, heryerden insanlar, büyüklük, tehlikeli, hareketli, neşeli... Şehir hayatına hızlı bir giriş yaptığım ama yine de kendi huzur ortamlarımın dışına çıkmadığım şu günlerde aklım bir çocukluğuma takılıyor, bir yeni evli olduğum günlere. İçimde "ben buralardayken Sarhan sürekli hazır yiyor" fikrinin tuz eken vicdan azabı ile kafamı dinlemek fikrinden kendimi alamıyorum bu ara.
"YAZ OKULU" Tarih tekerrürden ibaret ya, hayat da öyle. Bazen düşünüyorum da tüm yaptığım aslında kendi kendimi tekrar etmekten ibaret. Yanımdakiler değişiyor zaman zaman, çocuğum büyüyor ufak ufak, ben tüm hallerimle hemen hemen aynı, biraz daha yorgun belki ama aynı, kendimi tekrarlıyorum sürekli... Geçen yazın türevi, bu yaz da yine havuzlara vurduk kendimizi oğlumla. Daha önce Büsam yeni haliyle Kilisli olan havuzumuza gidiyoruz Atahan'la 15:00 den sonra. 15:00'e kadar ise Ayşe'nin bizim oğlanlar için Küçük Adımlar eğitim yayınlarından sipariş verdiği 4-5 yaş çalışma kitapları gelecek, hergün 15-20 dakika onlarla çalışalım diyoruz oğluşla. Onun dışında da sabah serinliğinde oğlumla başbaşa bisiklet turu, yada sinema gibi daha sakin faliyetlerle geçirelim diyorum öğlene kadar ki zamanı. Havuzda çok yoruluyor çocuklar... Bu yaz oğluşa -niyeyse- bir yüzme korkusu geldi. Geçen yaz fırıl fırıl yüzen oğlum bu yaz biraz daha çekimser niyeyse. Yine suda çıkmıyor ama daha bir kıyıdan kıyıdan ilerliyor, hayret ettim. Halbuki geçen yaz öyle bir patlamıştıki ortamlara biz bu yaz kolluğu falan atarız diyordum ama nerdeee, neredeyse simit takacak sıpa. Ona kalsa takacakta ben hiç yüz vermiyorum. Akıllı çocukta zor arkadaşlar vallahi, övünmek için söylüyorsam ne olayım, değil ama akıllı çocuk zor... Atahan: senin ayağın değiyor mu burada? Ben: hayır değmiyor ama yine de seni tutabilirim A: nasıl tutacaksın yere basamazsan? B: tutarım annecim, güven bana A: Yere basıp destek alman gerekmiyor mu, ya beni tutayım derken sende batarsan, kim kurtaracak bizi? B: Böyle takılırsan hayatta yüzemezsin ama oğlum, derin düşünme, ben yüzme biliyorum, senin de kolunda kollukların var, bırak kendini suya, keyfine bak A: Biz en iyisi çocuk havuzuna girelim B: E orası da derin oğlum, orası da belinde değil ki A: Ama senin ayağın yere değiyor orda şapşal B: Bana bak doğru konuş anneyle A: ...... B: Tamam nerde istiyorsan orda yüz, A: Sen nerde istiyosan orda yüz anne allahaşkına yaaaa B: Ya oğlum senin için geldik buraya, çeneyi bırakıp eğlensene azcık ya, hayret bişisin A: Ya anne git sen yaaaaa B: sen git, allaallaaaaa A: Beni tekrarlama, sinir oluyorum..... Eğitim kitapları ile ilgilenenleriniz: www.kucukadimlar.com
OĞLUM DÖRT YAŞTAN MEZUN OLDU... O artık beş (5) yaş (değil tabi daha dördü yeni doldurdu ama sistem çok fena), yani abi, hemde "kocaman abi", heyecanla beklediğimiz mezuniyet törenimizi izledik cumartesi günü. Çok keyifliydi. Ben tatil köylerindeki klasik çocuk animasyon saatleri haricinde oğluşumu ilk kez sahnede birsürü çocuğun arasında, üzerinde kostümlerle birşeyler yaparken izlediğimden inanılmaz heyecanladım ve duygulandım. Perde açılıp da bütün çocukları karşımızda bulunca zaten önce herkes bir ön taraflara doğru yığıldı resim çekmek için ama çocuklarımız hiç istiflerini bozmadı, bize el sallamaya ya da yanımıza gelmeye çalışmadan güzel güzel şarkılarını söylediler. Sonra sıra bizimkilerin modern dans gösterisine geldi. Atahan'ım ve sıbnıf arkadaşları çok harika bir dans gösterisi sundular hepimize, sonra da sırasıyla bütün sınıflar gösterilerini yaptı, çocuklar piyano çaldılar, aikido yaptılar, bütün marifetlerini sundular yani ailelerine.
Bir de el izlerinde Denizatı t-shirtleri yapmışlar kendileri. Okul t-shirtlerinin üzerine el baskısı yapmışlar, inanılmaz bir hatıra ve panodan kapış kapış gitti ayıptır söylemesi. Allahtan her çocuğun adı t-shirtünün üzerinde yazılıydı :) . Boyanmış süslenmiş kutular, çay bardakları, faliyet panoları, "bizimkiler neler yapmış yav" dedirtti. Hakikaten çok güzel çok duygusal bir gündü. Bir sene daha bitti, çocuklarımız bir yaş daha büyüdü. Canlarının gitmek istemediği günler oldu, gittikten sonra çıkmak istemedikleri günler oldu, kustukları, hastalandıkları, doğum günü partileri yaptıkları oldu. Çocfuk bakmak, çocuk sorumluluğu üstlenmek çok zor bir iş. Denizatı'nda oğluma emeği geçen herkese ve iyi günümüzde kötü günümüzde bize destek olan Eda Hanım'a ve Selda Öğretmene çok teşekkür ediyorum. Şimdi biraz tatil yapıp dinlenme zamanı. Çocuklarınızı iyice dinlendirin. Zorlu bir kış bizleri bekliyor. BERLİN'deydik, döndük... Özlediniz mi bizi, ben sizi özledim ne yalan söyliyeyim. Dönerken yolda, "şimdi bana ne mailler ne mesajlar gelmiştir" diye geçti aklımdan. Yine de çok ihtiyacımız vardı ana oğul bir değişikliğe. Evimizin babası iş için Berlin'e gideceğini bildirince bizde takıldık peşine, iyi de ettik galiba. Akla hayale gelmeyecek! yorum ve gözlemlerimle işte karşınızdayım... 1) Bu bizim ikinci Almanya çıkarmamız aslında. Daha önce de Ebru'lara gitmiştik. Oradan gazla hiç düşünmeden "bizde gelelim" dedim Sarhan'a. Bence Almanya gezmek için uygun bir yer. 2) Almanlar çok antipatik (söylemeden geçemiyeceğim), çocuk düşmanı hepsi. İnanılmaz rahatsız oluyorlar çocuklardan, bu durumda sizi geriyor haliyle. Sürekli bir bana deymnesin bana dokunmasın halindeler çocuklara karşı. Sanırım bu sebeple üreyemiyorlar. Bir yığın old fart (yaşlı osuruk) birarada yaşıyor, göçmenler de üçer beşer doğurup bunların kafasına veriyor. 3) Avrupalı!! olmalarına rağmen hala teknolojide geriler. Buda bazı dükkanlarda alışveriş yapmayı zorlaştırdı. Mesela (hemde H&M gibi turiste alışkın dükkanlarda bile) kredi kartımızın arkasından imza bulup karşılaştırmaya çalışıyorlar. Biz anlatmaya çalışıyoruz "kardiş o dediğiniz geçen asırdı, biz pin numarası giriyoruz artık" diye ama anlamıyorlarki, ben kızıp (şimdi rakam vermiyeyim de görgüsüzlük olmasın) bilmem kaç "oyro"luk alışverişi "kalsın anacım istemiyorum" deyince paşa paşa kabul ettiler imzasız kredi kartını, devir o devir yani... 4) Berlin'de süper hayvanat bahçesi, çoluk çocuk parkı olayı var. Bunlarda çocuk olmadığından turistler ve göçmen ailelerin çocukları çıkarıyor tadını, daha bile iyi oluyor açıkcası. 5) Heryerde Türk var, bu da işleri hem daha keyifli hem daha güvenli hale getiriyor. Tam sen bir şey ararken yandan biri "ne oldu abi nereye baktınız" diyor falan, insanın hoşuna gidiyor. 6)Almanlar Türk'lerden acayip tırsıyor, bencede bizim Türkler bunlarla muhatap olmamakla iyi yapıyor. kaynaşma olayı falan hikaye, bu kıllarla kaynaşmıycan, kafalarına kafalarına vuracaksın bence, çok sinirler çünkü... 7) Buradaki gıcıklığın aksine orada Türkler birbirine acayip sahip çıkıyor. Mesela alışveriş merkezinde Sarhan ve Atahan oyuncakçıya girdi ben başka yere, sonra birbirimizi kaybettik, ben ara kodları denk getirip eş kişisine ulaşmaya çalışırken oradan "ne oldu yenge, bir sorun mu var" diye geldikler hemen, çok keyifli bir durum. 8) Havalar enfesti, hakikaten gezmesi zevkli bir yer Berlin. Tiril tiril elbiseler, ayağında sandaletler, elinde Starbucks'tan bile iyi kahve yapan Balzac Cafe'nin bol sütlü lattesi, cadde cafelerinde oturup gelen geçene bakmak çok büyük keyifti. 9) Oğlum hiç problem çıkarmadı, ne yemek, ne uyku ne de egzme esnasında bizi üzmedi bu da tatilimizi mükemmel hale getirdi. 10) Zıplamalı oyuncaklarda Alman çocuklardan biri oğlumun yüzünü çizince Atahan Aikido hareketi yaptı ve çocuğu düşürdü, çocuğun annesi benim Atahan'a müdahale edeceğimi sandı galiba ama ben tüm yüz mimiklerimden eğlendiğim belli olur bir şekilde "bak Sarhan bizim oğlan cidden birşeyler öğrenmiş, dersler boşa gitmemiş" dedim. Bunun üzerine hatun çocuğunu alıp kaçtı :), ama ne yapalım o da çizmeseydi oğluşumu. 11) Bira festivali gibi bir organizasyon vardı. Tuvalet yoktu. Hayatımda ilk defa o herkesin girdiği portatif tuvaletlere girmek zorunda kaldım. Hep görürdüm de hiç içine girmemiştim. Arkadaşlar herkes üstüste pisliyormuş, tuvaletin kapağını bir kaldırıyorsun ve senden öncekilerin yediği içtiği ve yaktığı herşey orada, dipte seninkilerle buluşmayı bekliyor. Hayatta verebileceğim en zor kararlardan birini vermek durumunda kaldım. 12) Çok güzel nehir gezisi turları var, oğluş çok hoşlandı 13) Amerikalılar çocuk, çocuklu kadın, aile, anne konularında çok hassas ve kibar. Anneysen yırttın orada sürekli "ah so cute," (aman da ne şirinmiş) halleri. Almanların o ırkçı genleri yerli yerinde duruyor. O yüzden Almanya gezmek tozmak için iyi bir yer ama Amerika'lılar huy olarak Almanl'ara basar diyorum, üzgünüm. Adamlar kendi milletlerinden olan çocuklara bile antipatikler. Mesela Münih'ten Alman aile gelmiş gezmeye, onların çocuklarından da rahatsız oluyorlar, çok ilginç bir durum... 14) Çocuk olayına kıl gidene kıl oluyorum elimde olmadan, dönüp dönüp ay şeyi yazdığımı farkettim, bende az obsesif değilim hani...
Diğer Aktivite Yazılarım:
|
| ©2006 Bu sitedeki yazı ve röportajlar izin almadan kullanılamaz. |
|