www.KUMHAVUZU.com

       

Victorian Pansy Victorian Pansy

 

 

NİSAN 2007 AKTİVİTE YAZILARIM:

 

 

Bugün Hoşdere İlköğretim Okulu'nda meslek tanıtım günü yaptık. Uzun zamandır arabamın bagajında gezdirmekte olduğum İpana'larımı ve Gençer Diş Kliniğinden bize yardımcı olan gönüllü diş hekimini alıp ( o bagajda değildi yani) Hoşdere yollarına vurdum kendimi yine.

 

Çocuklar artık beni tanıyorlar, beni görünce bakınıyorlar, "bakalım bu sefer ne yapacak" tadı alıyorum sanki. Bir kısım çocuk uzaktan mahcup mahcup gülerken diğer kısım koşa koşa yanıma geldi, "abla Aikido'mu geldi?" diye. Meğer bizim Tuncer Hoca fenomen olmuş da biz farkında değiliz. Tam tenefüs saati oradaydık ama çocuklar oyunu bırakıp peşimizden okula koşturdular, "abla aikidomu abla?" okula girdik, bu sefer nöbetçi öğrenciye ebelendik, kız bir an kulaklarına kadar kızardı "aa aikido yok mu?" sonra yokoldu. :) Oğlanlar hayran Tuncer Hocaya "yav nasıl devirdi o koca adamı abla" diyorlar, kızlar mahcup mahcup gülüyorlar, şaştım kaldım. "Tamam" dedim. "Söz arayacağım Tuncer Hoca'yı, sizlerle konuşması için çağıracağım, ama utanıp susmak yok, ne soracaksanız sorun geldiğinde..." Sözü alınca gittiler.

 

Nihayet bilgisayar odasına geçtik. Diş Hekimimiz çok güzel hazırlanmış, üstünde dişçi giysisi ve görselleriyle çocukların çok ilgisini çeken bir sunum yaptı. Özellikle fotoğraflar esnasında -özenle "az kanlı" seçmişler- çocuklar çığlık çığlığaydı. Özellikle dişin çekilmek üzere olduğu kerpetenli, bir fotoğraf vardı ki uğultu tavan yaptı. Bunun üzerine "işte bak bunlar başınıza gelin istemiyorsanız dişlerinizi sabah akşam fırçalayın yoksa valla cart diye çekiyolar işte" diye olayı şakaya vurmak zorunda kaldım.

 

Çocuklar öyle tatlılar ki, sorular muhteşemdi.

 

Çocuk: Diş beyazlatmayı anlatır mısınız?

 

Dişçi: Diş beyazlatma uzmanlar tarafından, diş minelerinin zarar görmemesi için..(anlatıyor)

 

Başka çocuk: Peki tuz sürsek beyazlar mı?

 

Dişçi: Deminde söylediğim gibi uzman hekimlerce, klinik ortamda, dişe zarar vermeden.. (anlatıyor)

 

Başka çocuk: Peki karbonat?

 

Dişçi: Çocuklar bakın...(anlatıyor)

 

Başka çocuk: Ninem limonla karbonatı karıştır diyo ama!

 

Dişçi: Bu tip malzemeler diş minesine zarar verebildiği gibi..(anlatıyor)

 

Başka çocuk: peki muskat???

 

İnanılmaz tatlılardı, cin gibiler maşallah. Bu meslek tanıtım günleri benim için çok keyifli olmaya başladı.

 

Yarın 23 Nisan gösterilerinin birinci ayağı varmış okulda. 23 Nisan günü Atatürk Lisesi'nin bahçesinde diğer okullarla birlikte gösteri yapmadan önce kendi aralarında yapacaklarmış. Beni de davet ettiler gösterilerine, çok heyecanladım.

 

Gidebilecekmiyim bilmiyorum ama çok keyifli birşeyler yapacaklarına eminim...



 

 

Bilmediğin konularda yorum yapmak doğru değil, tahminlerin seni hiç ummadığın şekilde yanıltabilir. Bu gün olayı çok iyi birşeymiş meğerse. Bu hatunlar normalde de bize gider gelir ama adını koyup, "hepinizi bekliyorum" dediğinde oğluşuma ayrı bana ayrı hediye yağdı iyi mi? Doğumgünü partisi havasında "aman ne gerek vardı, niye zahmet ettiniz" şeklinde çok hoş vakit geçirdim.

 

Bu hatunların arasında en hamarat duran Nalan bütün gün benimle uğraştı. "Arabam bozuk, biri beni servise bıraksın" dediğimde, "burnunun dibi, yürü iki dakika" şeklindeki yaklaşımlarına rağmen tahriklere kapılmadım. Bu arada Nalan'ın  tüm hamarat durmalarına, Kayseri mantılarına, kışın turşu kurmalarına rağmen bulaşıkların makinaya sığmayan kısımını Ayşe yıkadı.

 

Bir ara salona girdiğimde yaşamakta olduğumuz tarihi anı ölümsüzleştirmek üzere Pınar sandalyenin üstünde masanın resmini çekmekteydi (ana sayfada görmüş olduğunuz). Pınar'da sürekli "hamileyken senden pizza istemiştim, çocuk iki aylık oldu ancak yapabildin" şeklinde bana bulaştı.

 

Ayşe beni kapalı çarşıya götürmeyi teklif ettiğinde bu sefer Pınar Ayşe'ye, sen Mehtap'ı ekip gidersin" diye sardı. Bu duruma kızan Ayşe "ben hayatta arkadaşıma kelek yapmam" diye açıklama olayına girdi. Bu durumlar bizim için normal. Bizim aramızdaki iletişim genel hatlarıyla kavga eder gibi sürmekte bir şekilde. Herkesin olduğu gibi davranmasından kimsenin oynamamasından kaynaklanan bir durum.

 

Fakat aramıza yeni katılan Asuman'ı istemeyerek germiş olabiliriz, kadıncağız kapıyı çekmiş çıkıyormuş ki Nalan "çeneyi bırak da misafirini yolcu et" diye müdahale etti olaya. Zaten hepimiz portmantodaydık, vedalaşma faslındaydık, Asuman sessizce yokolmak istediyse de fırsat tanımamış olduk. 

 

Tüm bu olaylar olurken Serap neredeydi? Serap'a herzamanki gibi mesaj geldi, "acil çıkması" gerekti. Bu sefer ben Serap'a "ne zaman bir araya gelsek sen bir ötüyorsun, (mesaj) kalkman gerekiyor, bakalım sana geldiğimizde nereye kaçacaksın" diye bulaşınca, Serap'ta "valla annemler gelmiş" diye kapı aralığında açıklama olayına girdi.

 

Şimdi böyle anlatınca tuhaf gibi oluyor ama hakikaten keyifli bir gündü bence. Kimsenin kimsenin kılığına kıyafetine bakmadığı, kimsenin kimseye hava caka yapmaya çalışmadığı, herkesin kendi halinde, olduğu gibi olduğu, herkesin herkesle rahat rahat şakalaştığı, rollere pozlara gerek olmayan, samimi bir ortamdı. Keşke Arzu'da olabilseydi ama onu henüz işten kovduramadığımız için gelemedi.

 

Sonuç olarak biz zaten bu kalabalıkla dışarda buluşuyorduk da evde de keyifli oluyormuş. Daha rahat konuşup gülünüyor, ne bileyim ses tonunu falan ayarlaman gerekmiyor.

 

Bana daha önce bir arkadaşım, "biz arkadaşlarla toplanıyoruz sen de gelebilirsin" demişti. Bende ona "sen bu soruyu bana hiç sormamış ol bacım" demiştim. Ama onlar altın günü  yapacaklardı galiba, o yüzden bu teklife çok içerlemiştim. Biz Starbucks'ta oturacağımıza bizde oturduk sonuçta. Yine de hala benimle görüşmekte olan bu arkadaşıma çok ayıp etmişim.

 

Akşam annemle konuştuk, kendisine de rapor verdim. Bana "aferin" dedi, çok mutlu oldum.

 

Annem bana "aferin" dediyse yaşlanıyorum demektir.

 



Çocuklara yeni meslekler tanıtma, iyi huy ve alışkanlıklar edindirme çalışmamızın bir diğer ayağını bugün uyguladık. Hoşdere İlköğretim Okulu öğrencilerini, kendi kapalı spor salonları olmadığından, Bahçeşehir'deki Süleyman Demirel İlköğretim Okulu'na getirdik. Burada çocuklara Tuncer Hoca ve öğrencileri Aikido gösterisi yaptılar, çocuklara değişik hareketler tanıtıldı. Daha sonra aralarından birkaç öğrenci seçen Tuncer Hoca çocuklara da birkaç figür öğretmeye karar verdi, ip burada koptu...

 

Sıra mindere (do deniyor galiba) çocuk çağırmaya gelince, Tuncer Hoca birkaç tane erkek öğrenci seçtikten sonra sıra kız öğrenci de çağırdı. Kızlardan da birkaç pantolonlu hanım kızımızı ısrarla mindere çağırıyor ama kızlar utandı, kulaklarına kadar kızardı, gelmek istemiyor. Öğretmenleri "hadi ama çocuklar" dedikçe kızlardan ateş çıkıyor, Tuncer Hoca'da zor durumda kaldı. Baktım olacak gibi değil acaba ben mi gitsem diye hafifçe elimi kaldırmaya kalmadan Tuncer Hoca canını bana attı ve "sizi alalım Mehtap Hanım" dedi.

 

Şimdi orada çocuklara örnek olmak lazım, ben desemki "hayatta olmaz" kızlar doğru yaptıklarını düşünecekler, köylü gelinleri gibi "ben oynamam, ben bilmem, ben bilmem bizim Bey bilir" demeyi de kendime yakıştıramadım ve başladım ayakkabılarımı çözmeye.

 

Fakat biranda mor çoraplarımın ışığı gözlerimi aldı. Aman Yarabbiydi, gidip mor çorap giymek için bundan daha kötü bir zaman olabilir miydi? Çocuklar çok acımasız olurdu, şimdi bütün okul benimle dalga mı geçecekti. Tombul, gözlüklü ve iki yandan örgülü ve hatta bol sivilceli gençlik günlerime kısa bir flashback yaşadıktan sonra hemen çorapları da fora ettim. Bir yandan şap şap mindere ilerliyor bir yandan "Allahtan dün pedikür yapmıştım" diye Allahıma şükrediyordum ki, Tuncer Hoca takla atacağımızı muştuladı.

 

(sanırım içimden kör olma sen emi dedim)

 

Bütün çocuklara sırayla takla attırdı, sıra kız öğrencilerin lideri bana geldi. Yine "Allahtan içime çıtçıtlı body giymişim" diye şükrettikten sonra atılabilecek en hamdöt taklayı atıp ayaklandım. Ayağa kalkmamla birlikte, Denizatı miniklerini oraya getirmiş olan 4 yaş ve 5 yaş öğretmenleri Esra ve Kıymet öğretmenlerin gözyaşları!!! içinde beni alkışlamakta olduklarını gördüm. Hemen havaya girip kendilerine öpücük yolladım, halkımı selamladım ve Başbakan havasından hızlı bir viraj alıp tekrar öğrenci moduna döndüm, mindere çöktüm.

 

Hızını alamayan Tuncer Hoca bu kez kaldırdığı öğrencileri tek tek düşürmeye başladı. Sıra bana geldi, "hayatta düşmem, saçım bozulur" dedim. Tuncer Hoca dehşet içinde "saçınız mı bozulur?!!??" dedi, ben güldüm, sanırım şakanın sırası değildi, "valla Tuncer Bey ben sizi düşüriim" dedim.

 

Arkadaşlar tek hareketle, koskoca 3.dan, karakuşak aikido öğretmenini düşürdüm. (yada düştü o kendi diyelim). Tekrar alkışlar eşliğinde minderde vaziyet aldım. Tam hızımı almış müsabakalara katılacak kıvama gelmiştim ki Tuncer Hoca programa son verdi, bende belimi bıkınımı topladığım gibi ayakkabılarımın başına geri dönüp itinayla mor çoraplarımı (ayakkabının içine koyup burnuna doğru tepmiştim kimse görmesin diye) giydim.

 

Bundan sonra daha az hareketli meslek tanıtımları düzenleme kararı aldım.

 

Aikido zevkliymiş, herkese tavsiye ederim.

 

not: şimdi benim takla atan resmimi göreceğini uman olduysa çok beklersiniz diyorum.

 


 

Ayşenil yeni gezecek yer önerileri yollamış. Sırayla denenir diyorum.

 

""Bu haftasonu (cumartesi) Kilyos'a, Uzunya'ya gittik. Orayi COK tavsiye ederim. Hem kahvalti'ya hem de balik yemeye... Siz yukarida ahsap "veranda'da" yemek yerken cocugunuz asagida hemen gozunuzun onunde kum'da oynuyor, denizin kenarinda yuruyus yapiyorsunuz...
11'de oradaydik, 15'te ciktik, hepimiz gayet dinlenmis ve mutluyduk. Derin HORLAYARAK donus yolunda uyudu :)))))))

 

*************

 

Bir de eklemeyi unuttum gecen sefer, biz Polonezkoy'de dort aile Polka Inn'de, yilbasi'nda otelin "residence"ini (yani aslinda iki katli villa ve dort odasi var) kiraladik. Inanilmaz bir tecrube oldu cocuklara. Uyuyorlar, uyaniyorlar; ayni evde. Cildirdilar tabii mutluluktan. Kalacak yer arasaniz Polka'nin odalari cok guzel ama isletmecisi Hakan biraz bezmis herseyden; yasama sevincini kaybetmis :)) Yine de guzel bir otel. Bahcesi filan da guzel. Gecesi 70 ytl kahvalti dahil idi kisin. Benim adimi soylersin ben KESIN hatirlar zira adamin hayatini cehennem'e cevirdim taleplerimle heheh.

 
Uc hafta once, yine, ailece Bolu Mudurnu'da (evet, biraz gezentiyiz biz), Degirmenyeri Dag Evleri'ne gittik. Uc saat yol, gece kaldik, evler INANILMAZ keyifliydi. Ahsap, iki katli dag evleri, somineli, kaloriferli ayni zamanda. Ordekler, tavsanlar, tavuklar, vs. Yemek de guzeldi. Solcu bir cift (64 kusagi olayi) kurmus, isletiyor. Gecesi 100 ytl adam basi yarim pansiyon. Tavsiye olunur. Gerci, siz cok da dag evi, tavuk, tavsan adamlarina banzemiyorsunuz :)))) Saka saka.. zaten sarap, raki filan her turlu konfor mevcut, carsaflar sakiz. ""

 


 

Yandaki resim POLONEZKÖY. Ayşenil'in önerisi üzerine annem ve babamı da alıp cumartesi günü hepberaber Polonezköy'e gittik.

 

Polonezköy'e gelince hayvanat bahçesine ulaşabilmek için "Piknik Park" tabelasını takip ettik. Bu tabela bizi doğruca hayvanat bahçeli kısma götürdü. Keçileri, tavşanları, ceylanları besledik, domuzlara baktık, ördeklere ekmek attık, Atahan midilliye binmeyi reddetti. (midilliye biniş 5 YTL, binmezse de para iadesi yapmıyorlar.)

 

Piknik Park kısmına girebilmek için kapıda kişi başı 8 YTL veriyorsunuz, 4 yaşa kadar ücretsiz. Giriş biletinizi kaybetmiyorsunuz, çünkü içerde kendin pişir kendin ye olayına girerseniz fiyattan bilet toplamını düşüyorlar ve bizim gibi kalabalık gittiyseniz çok hesaplı oluyor. Yani giriş ve yemek toplam 60-70 YTL arası birşeye geliyor ama etiyle, köftesiyle sucuğuyla, birasıyla...

 

Çıkışta yine Ayşenil'in önerdiği Stella'yı gördük, orası yemek için daha iyi bir yer gibi duruyordu hakikaten ama biz Atahan'ı hayvanlardan ayıramayınca yemek olayına Piknik Park'ta girdik. Bu arada aklımdan şöyle birşey de geçmedi değil. Bir cumartesi öğlen sularında buraya gelmeli, bütün gün açık havada gezmeli, oynamalı, akşam buradaki otellerden birinde kalmalı, ertesi gün Pazar brunch'ında yine tepeleme yemeli, yine koşmalı oynamalı ve eve öyle dönmeli. Biz böyle bir program deneyeceğiz gibi sanki. Çok keyifli ve dinlenmeli olurmuş gibi geliyor.

 

Öte yandan Pazar günü itibariyle kahvaltıya babannemize gittik. Yol boyunca fidan satış yerlerini görünce gaza gelip oğluşa çiçek ve fidan türevi malzemeler alıp dedesinin evinin bahçesine dikmek üzere yola koyulduk. Malum biz villada oturmadığımıza göre bu tip heveslerimizi artık kayınvalidenin evinde hallediyoruz.

 

Orada da deli gibi yedik, çiçek diktik, anlayacağınız bu haftasonunu tabiatın böğründe geçirdik. Sarhan benim suratımda limon yer gibi bir ifadeyle çiçek dikme hallerimle çok eğlendi, limoni ifadenin sebebi; hem toprakla oynamak istiyor olmam ama diğer yandan -oğluma hissettirmemeye çalışarak- solucan olaylarından acayip tiksiniyor olmam.

 

Hem oğlum için hem bizim için süper bir haftasonuydu, hakikaten kafam dinlenmiş olarak giriyorum yeni haftaya. Farkındaysanız cuma dahil üç gün tatil verdim kendime herşeyden, yazı bile yazamayacak kadar kafam dağılmıştı bu ara. Zannediyorum bahar yorgunluğu gibi birşey oldum, kafam sepet gibiydi.

 

Neyse, hepinize gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim ben de Polonezköy'ü.

 

Yarın: Kayınvalidemin "ceylan gibi oğlu" ziyan mı oldu???

 



Hoşdere İlkokulu'nda meslek günleri yapıyoruz artık. Bundan böyle her ay bir gönüllü Bahçeşehir'li meslek sahibini okula götürüp çocuklara mesleğini tanıtacağız.

 

Okumanın önemini, okursak neler olabileceğimizi birinci elden anlattıracağız. Tüm sunumlarımızı da görsellerle destekleyeceğiz ki çocukların ilgisini çeksin.

 

İlk gönüllümüz Uzman veteriner Hekim Hasan Akdam ile, Hasan Bey'in İran kedisini de alıp gittik. Yalnız kedi deyip geçmeyin, kucağımda taşımakta olduğum iribaş tam 6 kiloydu ve üç sene üstüste kedi güzeli seçilmişti. Çocuklar bayıldı...

 

Çocuklar kediyi sevmek isteyip, kedi de tüm kediler gibi "sevdirmeyecem, ya benim dediim olcak" havasından çalmaya başlayınca, ben kediyi yüklendiğim gibi öğrencilerin arasına girdim. Bu arada kedi kendini yere atmaya çalışıyor, ben öte yandan kurşun taşıyan Anadolu kadını edasıyla çöktüm kedinin ümüğüne bırakmıyorum. Çocuklar sevmek istedi madem sevecekler, kedinin keyfine kalmadı herhalde...

 

Duruma kızan kedi beni yemeye kalktığı anda resmimizi çektiler. Fotoğrafta belli oluyor azıcık, kedi kolumdan yakalamış vaziyette, bende karizmayı çizdirmemek için normal şartlarda "hiiiii" yapıp kediyi beyin üstü yere atacakken (ben köpek severim, anlaşılıyor herhalde), ortaya "ehiehi eki" şeklinde, Hülya Avşar'ın alt dudak içeri pozuyla Demet Kutluay'ın gülme sesi arasında bir format bulup onu sundum çocuklara. Ne de olsa çocuklara hayvan sevdirelim derken travma yaşatmanın anlamı yoktu. Gerçi bu çocuklar travma yaşını çoktan geçmişlerdi, olsa olsa duruma totolarıyla gülerlerdi.

 

Kazasız ama az sıyrıkla atlattığımız ilk eğitim günümüz, ders sonunda çocukların en sevgili Adile Ablalarını (bu ben oluyorum) alkışlamaları ile son buldu. Öğretmenler, okul müdürü ve veteriner orada olmasına rağmen en çok alkışı benim alma sebebim ise çocukların akıllıca sordukları her sorudan sonra benim alakasız bir şekilde veterinere dönüp "hah, hadi bakalım" yada "bakalım buna ne diyeceksiniz" şeklinde tavır almamdı diye şüphelenmekteyim.

 

Böyle alengirli konularda yüksek başarı gösterip hatta ayakta alkışlanan bendeniz tüm süper zekalar! gibi en basit konularda teklemekteyim. Mesela;

 

Geçen hafta Nalan beni arayıp yaklaşık 100. kez "Pınar'a gidelim" dedi. Bu arada bende Pınar'ı haberdar etmemi falan da beklemiş, hatta söylemiş, ama ben o kısımları hatırlamıyorum. :)  Cuma sabah canhıraş bir şekilde program yapıyoruz, Serap arıyor, "Eda Hanım'ı aradın mı?" diyor, Asuman arıyor "ne yapıyoruz?" diyor, Nalan arıyor "kaçta gidiyoruz, ben kek de yaptım" diyor, bende herkese itina ile saat veriyorum. Tam Eda Hanım'ı arayacağız, Serap olaya altın vuruşu yaptı; "Pınar'la konuştun mu?", hayır konuşmamıştım. Pınar'ın işi varmış nitekim.

 

Kendimizi "Allahtan Eda Hanım ile konuşmadan durum tespiti yapabildik" diye rahatlatıp kahve içmeye gittik. Bu ara başta Nalan olmak üzere kızlar bana sürekli olarak programı berbat ettiğim için kızdılar, son olarak da bir daha bana program yaptırmayacaklarını söylediler.

 

Bu ara da bilmem farkında mısınız, (sümmehaşa) Eda Hanım'dan Allah gibi korkma durumu hasıl oldu. Bu aralar Eda Hanım sırayla hepimizi düğümleyip bir kenara bırakıyor. Gözünüzün önünde şöyle canlandırın, veli toplantısı, hepberaber 5 yaşın sınıfına doluşuyoruz, zaten çocuk masalarında oturmanın getirdiği böyle bir psikolojik olarak küçülme halindeyiz, Eda Hanım sırayla hepimize kızıyor.

 

Öyle alemki, "siz şunu törpüleyin, siz böyle yapın, siz şunu yapmayın, hepbir ağızdan konuşmayın" yani böyle aslında dört yaşmışız da kaba motorumuz geliştiği için beş yaşa alınmışız ama öğretmenimiz bizden hiç memnun değil, çünkü laf dinlemiyoruz muamelesi. :)

 

Allah için ben Ayşe'nin olduğu toplantılar da daha az azar işittiğimi tespit ettiğimden beri onsuz biryere gitmiyorum. Ben gevezeyim ama Ayşe daha geveze olduğu için artık dikkatler onun üzerinde toplanıyor. Ama öte yandan bire bir görüşmelerde hiç kaçış yok, direkt Eda Hanım tarafından düğümleniyorum.

 

Şaka bir yana, aslında son derece kibar ve zarif bir insan olan Eda Hanım hiç ummadığınız bir anda "zaten iki kitap okuyan bütün ev kadınları pedagog oldu" gibi birşey söyleyerek tek kurşunla tam iki kaşınızın ortasından işinizi bitirebilir.

 

O yüzden bu aralar elimden geldiğince düşük profil çiziyorum....

  

  

       
©2006 Bu sitedeki yazı ve röportajlar izin almadan kullanılamaz.

Victorian Pansy